Sayfalar

23 Aralık 2012 Pazar

Sosyal Medya, Gerçek Medya ve Paranoya


Geçtiğimiz hafta içi, nerdeyse tüm kanalların haber bültenlerinde bir haber gösterildi. Haber; Kanada’da ailelerin bulunduğu bir parkta, bir bebeğin bir kartal tarafından kaçırılmasıydı. Babasının iki metre ötesinde duran bir bebek; bir kartal tarafından kartalın pençeleriyle yakalanıyor ve havalanıyordu. Ağırlığı taşıyamayan kartal, birkaç metre yükseldikten sonra bebeği yere bırakıyordu. Bu görüntüler bir vatandaş tarafından kaydedilmiş ve olayın ardından 6 yaşından küçük çocukların bu parka girmeleri yasaklanmış...


Ağzım açık izledim.

Sonra...
...


Sonra bu haberin yanlış bir haber olduğu ortaya çıktı. Meğer o video dijital ortamda yaratılmış!

Aklıma 40 milyon tane soru ve ünlem geliyor…

  • Bir haberi haber yaparken gerçekliği ne kadar araştırılıyor?
  • Sosyal medya ciddi bir kaynak mıdır?
  • Bir kez haber yapılan malzeme, geri kalan tüm medya tarafından tekrar mı ediliyor? ( hadi diyelim bir sazan yaptı haber, diğerleri niye yaptı, döngüsel bir haber tekrarı olmalı, haber dediğin RT etmek gibi bir şey mi?)
  • Medya da mı dedikoduyu çok seviyor? ( “sadece haber izliyorum” diyenler belki de sandıkları kadar ciddi bir iş yapmıyorlardır.
  • Bu haberin yanlış haber olduğunu öğrendik, yanlışlığını öğrenemediğimiz başka “yanlış haber” var mıdır? Çok mudur?
  • Bu kadar gerçekçi videolar izlettirilebiliyorsa, teknik bilgimizin olmadığı hangi kaynak bize gerçeği söyler? 

Dünyanın her yerinde olup biteni bildiğimizi sanırken koca bir uydurmacanın içinde yaşıyor olma ihtimalimiz olmadığını söyleyebilecek olan var mı?

14 Aralık 2012 Cuma

Eleştirel Bir Yazı : Mİ MİNÖR


Dün akşam mi minör'e gittik.

Mi Minör; eğlencelik bir oyun.

Oyun;

Pinima isimli bir ülkeyi anlatıyor,

oyun sırasında çok iyi anlaşılamayan, yeterince vurucu hale getirilememiş, 
düşünmeye pek de sevk edemeyen bir metinden oluşuyor.

Tiyatro ki;
eleştirinin en acımasızını, en akıllıcasını ve en alasını yapma imkanı veren, edebiyatın ve görselliğin bir arada bulunabildiği, senaristi oyuncuyu ve seyirciyi zorlayan bir iştir.

Tiyatro nice muhteşem eserler vermiş bir sanat dalıyken;
bu oyunu bir tiyatro eseri olarak önemli bir yere koymak mümkün değil.

AMA;

Mi Minör’de seyirci oyuna dahil ediliyor, sosyal medyayı kullanarak o an salonda olmayan kişiler dahi oyuna dahil edilebiliyor.
İlk duyduğumda “hımm nasıl olucak” acaba diye bende müthiş bir merak uyandırmıştı.
Türünün ilk örneği olması (bildiğim kadarıyla öyle, yanılıyor olabilirim ama en azından Türkiye için bir ilk olduğu kanısındayım)
sebebiyle iddialı ve başarılı bir oyun sayılmalıdır.

Oyuna biletler ayakta ve koltuklu olmak üzere iki şekilde satılıyor, bu oyuna gidilecekse kesinlikle “ayakta bilet” alınmalı ve en az 10 kişi gidilmeli.

Oyuna gidecek olanlar için bir de not:

oyunda sizden aktif olmanız bekleniyor, “ayakta bilet” ile Pinima Halkından biri oluyorsunuz diye tiyatronun sesi duyulmayan figüran oyunculardan biri olduğununuzu sanmayın, isterseniz baş rolü bile çalabilirsiniz. Yani oyunun akışını bozarız diye çekingen ve saygılı olmanıza gerek yok.

Pinima Başkanı


PİNİMA ÜLKESİ

Pinima Ülkesi karakterize bir ülkedir. Herkesin doğru bildiği doğru, herkesin iyi dediği iyi, herkesin güzel sandığı güzeldir, istisnalara yer yoktur bu ülkede. Ayrık olanlara hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiç yer yoktur.

Pinima Kadınları ideal kadınlardır.
Aynı ayakkabıları giyerler, aynı dizileri izlerler, aynı erkeklere hayrandırlar, aynı yaş aralığında evlenirler, aynı ruj markasını kullanırlar, aynı mağazadan alış veriş yaparlar, aynı model danteli örmesini bilirler, aynı şeylere gülerler, her gün aynı saatte kumandayı ellerine alırlar, her şeyi bilirler bilmedikleri yerde erkeklerine sorarlar, kendileri dünyanın en iyi karısıdır, yaş aralığını kaçırmamak üzere havuzdan oltayla yakalanarak nikah masasını oturtulan kocalarsa dünyanın en mükemmel kocasıdır ve büyük aşklarının ispatı üzerinde isimleri yazan kırmızı kadife kalp yastıklar, kalp kutudaki güller, elinde kocaman bir kalp tutan pofuduk şirin mi şirin peluş ayıcıktır. Ay canım!

Bu cümleleri kurmama vesile olanlar bknz:

-Mi Minör

-Facebook sayfamdaki evli mutlu çocuklular

-1984/George Orwell

-Cesur Yeni Dünya/Aldaus Huxley

Ah ben pinima ülkesiyle ilgili daha neler derim, hiç var olmayan bir ülkeymiş gibi!

Ülkedeki başkan aslında tek bir karakterde toplanmış bir çok kimliği taşıyor; tüm politikacılar tüm para babaları hep böyledir; “biz yaptık, oldu” derler. Bazıları tarih onlardan “o olanların” hesabını soracak diyor. Ben inanmıyorum.

Tek umudumuz 21 Aralık diyip, gülümseyerek bitirelim serseri cümleciklerimizi.


10 Aralık 2012 Pazartesi

Özgür burger!

Büyük, dev, devasa, burger zincirleri var ya; onlardan birinde hamburger yedim bugün. Orada gözüme ilişen bir şey oldu; çalışanlardan birinin (gözümüzün aşina olduğu gibi şapkalı ve tşörtlü birinin) kolundaki dövme gözüme ilişen şey. Küçük bir yazı, şöyle yazıyor; "Liberty" !

Kim için, ne için, nasıl?
İstediğin mi, olduğunu sandığın mı?

Burgerle iyi mi gidiyor?

 Şu hayatta burgeriz murgeriz ama, ışığımız var sanki hala.

                                                      

Nevresim değiştirmek: 243 Kalori

Hava çok soğuk bugün. Kediler gibi sıcak bi köşe ararken, yün yorganımı çıkarma vakti gelmiş dedim kendi kendime. Ayağımda iki kat patik, sırtımda yün ceketle giriştim işe. Ama çok zor iş! Yorganın bi köşesini bulsan ötekini kaybediyorsun... Öyle çabaladım ki, ayak parmaklarımı hissetmezken vücut sıcaklığım 52 dereceye çıktı. Ceketi çıkardım, pencereyi açtım. İşimi bitrdiğimde spordan çıkmış gibiydim.

Günde bi kez nevresim değiştirsem; ne spora gitmeme gerek kalır ne ödenecek yüklü doğal gaz faturası. Belki de bir otelde oda temizliği işi aramalıyım kendime...


8 Aralık 2012 Cumartesi

İnsanlara bok oldukları hatırlatılmalı

insanlara bok oldukları hatırlatılmalı. sen bir boksun gülay, sen bir boksun ercan, gibi gibi. onlara bok olduklarını hatırlatmazsan kendilerini nimetten sayarlar. nimetten saymakla kalsalar yine iyi, kendilerini kral yaparlar, sen bilmezsin onlar bilir, sen anlamazsın onlar anlar. halbuki bok olduklarını her defasında yüzlerine vurursan, sana saygı duymasını öğrenirler. çünkü onlar öğretilmeden öğrerenmeyi bilmezler, boka bok olduğunu söyleyeceksin.

6 Aralık 2012 Perşembe

kedi şart mı?

alışıyorum ya blog yazmaya, hani tam olmasa da oldu olacak ya, bi yandan başka bloglar geziyorum, hımm bu da iyiymiş dediğim bi blog varsa zırt bi kedi çıkıyor blogun içinden. blog yazan kim varsa bir de kedisi var evde. kedi evcil hayvan ya sahibini de evcil yapıyor.. yani en azından benim tanıdığım tüm kedi besler ve severler evcil insanlar. o zaman bir matematik denklemi yazıp şöyle mi demeli; kediler evcildir, kedi severler evcildir, evciller evlerini severler, evlerini sevenler evlerinde vakit geçirirler, evlerinde vakit geçirenler sıkılırlar, sıkılanlar blog yazarlar, stop. mır mır mır mır mır mır. kedi sevesim değil kedi olasım var. mır mır mır mır mır...


Fotoğraftakiler: Mahallenin kaşar peyniri sever kedileri.

İşsizlik kötü şey vesselam...


"İşsizlik kötü şey vesselam. İşsizliğin kötü olduğunu da yalnız aç kaldığım zamanlar düşünüyorum. Can sıkıntısından bunaldığım sıralarda da düşünsem ya.

...

...Bununla  beraber, neden bilmem, etrafımdakilerden utanıyorum. Herkesin yemeğe gittiği bu saatte benim, parasız pulsuz buralarda dolaşmam bir suçmuş gibi geliyor bana."


"Şu yemek denilen şey tuhaf bir şey. İnsanlar neler icat etmişler! Düpedüz ot yemek, yahut çiğ çiğ et yemek dururken neler çıkarmışlar ortaya!"


###

Hoşgör Köftecisi / Orhan Veli

###

5 Aralık 2012 Çarşamba

Food - Jan Svankmajer

Hissedip de anlatamıyorsan, düzen diye bir şey varsa ve sen nerede duracağını bilmiyorsan, sürüklenip gidiyorsan, bunları düşünüp dururken bir gün piç gibi ölüp gideceğini biliyorsan...

İzle.

Bunların çaresi olmayacak ama izle.

###

http://filmhafizasi.com/sinema-odalari/kisa-tesadufler/food-1993/#

###

4 Aralık 2012 Salı

Plastik Kordonlu Casio Saat

25 yaşını geçmiş herkesin kafasında bir yeri vardır bu saatin. Plastik kordonlu "Casio Saat" in.
Benim olmadı bu saatten hiç, erkek saati mi denirdi ne, belki ondan. Ama kardeşimin vardı bu saatten çekmecesinde sakladığı... Bunların bir üst versiyonu hesap makinelileri vardı ki; kuruş kuruş para biriktirip kale'den almıştı kardeşim, sonra da "bi bakıyım" kavgası etmişizdir kesin.

Şimdi orda burda görüyorum yine bu saatleri.

Bi erkek arkadaşım bi kızın kolunda görmüş sokakta, kıza bi aşık olmadığı kalmış desem yeridir. Bayılmış, "çok tarzdı" diyor...

Benim de bu saatten alasım var. Çok tarz olur mu bilmiyorum ama çok hafif kaçacağı kesin işte güçte-ye kürküm ye dünyasında.



Eskiz Defteri


Bu scooter'ı gördüm bi sayfada. Yapacak işim yok nasılsa diye...


bunu çizdim.


Uygun Atasözü?

Tuvaletin lambası bozuk, bi süre iskeleden aldığım uyduruk el feneriyle görücez işimizi.


Daha İyisi Yok


24 saattir kesintisiz yağmur yağıyor İstanbul'da. Yıllardır her yağmurda akla gelen şarkı bu olsa da, yıllardır dinlesek de, yine dinlenir, daha iyisi yok.

Ne Defteri?

Bu bir defter. Ne defteri olduğu hakkında her hangi biri, herhangi bir fikre sahip olabilir. Biraz biraz; yastık altı defteri, kitap arası defteri, vapur defteri, mor defter, tuvalet defteri, el işi defteri, sevgili defter, kusmuk defteri, kelime defteri, kadife defter, gezi defteri, alış veriş defteri, arayış defteri, buluş defteri, soru defteri...